Miraculum Nedir?

Sevgili Okur,

İngilizcede kökeni mirari kelimesine dayanan, miraculum kelimesinden türeyen, miracle kelimesi ile ifade edilen mucize, kelime olarak harika, olağanüstü, hayret verici, şaşırtıcı (marvellos), müthiş, şahane, mükemmel anlamlarına gelmektedir.

Terim olarak ise Tanrı iradesinin veya görünmeyen bir etkenin araya girmesi sonucunda doğa yasalarında meydana gelen kırılma olağanüstü türden Tanrı tarafından meydana getirilen ve dini öneme haiz bir olay, doğaüstü bir gücün doğaya bir müdahalesi, tabiatta yaygın olarak gözlemlenen düzenin ötesinde aşkın âlemde tanrısal güç tarafından meydana getirilen olay, şeklinde çeşitli biçimlerde tanımlanmıştır.

Mucize Nedeni Bilinmeyen Olaylar Mıdır?

İnsanlık tarihine baktığımızda herhangi bir kutsal varlığa inancın olduğu toplumlarda inananlar nedenini bilmedikleri olayları genellikle inandıkları bir varlığa atfetmektedirler. Tarihsel herhangi bir olay anlatılırken kendilerince, o olay ve yargıya herhangi bir ekleme yapmadıkları durumlar çok azdır. Bir olay duyduklarında, bir de bu olay onu duyanın algısal alanını aşıyor veya zorluyorsa genellikle bu olaylar hep gizemli güçlere ya da Tanrı’ya nispet edilmiştir. Benzer şekilde Spinoza’ya göre Yahudiler de aynı düşünceye sahiptiler. Örneğin Yahudi toplumunda bir fırtına olduğunda Tanrı’nın insanları uyarması, cezalandırması; gök gürültüsü ve şimşek Tanrı’nın okları olarak görülürdü.

Aslında bu açıdan bakıldığında Tanrı, Yunan tanrısı Eolus’tan sadece isim olarak farklıydı. Benzer şekilde mucizevi olarak görülen olaylar özellikle olağan akışın dışında meydana geldiği için Tanrı’nın eylemleri olarak görülüyordu. Spinoza için tabiatta meydana gelen bütün olaylar gerçekte Tanrı’nın eylemleridir ve yalnızca onun tarafından meydana getirilir. Çünkü Mezmur yazarı Mısır’daki mucizeleri Tanrı’nın eylemi olarak aktarır. Zira İbraniler hiç beklemedikleri güvenliğin yolunu bulmuş ve hayrete düşmüşlerdir.

Latince’de güzel yapılmış bir şeye İbranice Tanrı’nın eliyle işlenmiş anlamında bir deyim kullanılmaktaydı. Dolayısıyla insanlar nedenlerini anlayamadıkları, kavrayamadıkları her türlü iş ve eylemeleri tanrısal eylemler olarak görüp mucize olarak nitelemektedir. Bunlar, olayların tabi nedenlerini göz ardı ederek onların tabiatta normal işleyişin dışında olduğunu düşünerek her şeyi Tanrı’nın gücüne bağlarlar. Bu düşüncenin temelini Spinoza, aya, güneşe, toprak vb. somut varlıklara tapan insanları çevrelerinde gören eski Yahudilere dayandırmaktadır ki ona göre bu insanlar tüm tabiatı kendi inandıkları Tanrı’nın düzenlediğini göstermeye çalışmak için mucizeler hikâye ettiler.

Spinoza’ya göre mucize, insanlar tarafından Tanrı’ya atfedilen ‘esrarengiz’ bir güçten değil tanrısal yasa ve emirden yani tabiatın yasa ve düzeninden kaynaklanan, onu tecrübe eden kişi tarafından nedeni bilinmeyen olaydır.

Tanrı’nın doğada işleyen, insan anlayış ve idrakini aşan birçok yasası vardır. Şayet insanlar bu yasaları keşfedebilselerdi, bu gün birçok olağanüstü olarak görülen şey olağan olurdu. Spinoza’nın burada haklı olarak dile getirdiği şeyi gözden kaçırmamak gerekir. Gerçekten de geçmişten günümüze bilimsel tarihi incelediğimizde bir önceki dönemlerde insanlar tarafından olağanüstü, mucizevi olarak görülen birçok olay bir sonraki dönemde olağan görülüp sıradan bir olay haline gelmektedir. Ayrıca bir dönem için doğa kanunu olarak görülebilecek bir yasanın sonraki bir dönemde doğa kanunu olmadığı bilimsel gelişim tarihine bakıldığında görülecektir.

Örneğin bir zamanlar atomun parçalanamayacağı bir doğa kanunu iken artık bu yasa bir doğa kanunu olmaktan çıkmıştır.

Yine bir olay aynı dönemde bile, nedenini bilen, konu alanında uzmanlar tarafından sıradan bir olay olarak görülürken ay tutulması örneğinde olduğu gibi bu konuda herhangi bir bilgisi olmayanlar tarafından bu olay olağanüstü olarak görülebilmektedir. Benzer şekilde mıknatısın demiri çekme özelliğini bilmeyen insanlar bu durumu hayret verici, şaşırtıcı ve olağanüstü görebilir.

Ya da R.F. Holland’ın klasik örneğinde olduğu gibi. Holland’ın yer verdiği şekliyle oyuncak arabasına binen bir çocuğun arabasının tekeri evinin yakınlarındaki tren raylarına sıkışır ve tam bu arada expres tren gelmektedir. Makinistin çocuğu görüp durdurmasının imkânsız olduğu bir dönemeç vardır. Bütün olumsuzluklar çocuğun ölebileceğine yöneliktir. Bu olayı uzak bir mesafeden seyreden annesi ise imkânsızlık için de Tanrı’ya bir mucize için dua etmektedir. Bu arada tren tam çocuğa vurmak üzereyken frenler devreye girer ve tren durur. Anne Tanrı’ya bir mucize gerçekleştiği için şükretmektedir. Ancak olay şu şekilde cereyan etmiştir. Makinist bayılmıştır, trenin frenleri makinistin eli kontrol koluna baskı uygulamadığı için otomatik devreye girmiştir. Bu durumda mucize denilen şeyler nedeni bilinmeyen belirli olayların doğadaki dindarca yorumlanmış olağanüstü tesadüfleridir.

Tabiatın işleyişinden tamamen habersiz olan insanlar olağan sayılan metotlar tarafından açıklanamayan her şeyi mucize olarak algılarlar. Geçmişte ve günümüzde bir olayın mucize olup olmadığını belirlemede onun için başka ilke yoktur.

Bir üçgenin tabiatını doğru bir şekilde bilmeyen kimsenin onun üç açısının iki dik açıya eşit olduğunu bilmemesi gibidir. Bunun gibi tanrısal tabiatı doğru olarak bilmeyen Tanrı’nın var oluşunun. Tanrı’nın tabiatına bağlı olduğunu göremez.

Umarım buraya kadar yazılan akademik bilgi biraz olsun anlamanızı sağlamıştır.

İçsel mesaj olarak yıllar önce gelen, “Mucize” kelimesinin anlamı ne kadar derinmiş. Zamanda yolculuk yaparak ikibin yıl kadar geriye gittim ve Atina Okulu’nda büyük filozoflarla zaman geçirdim. Yaşam Sanatı‘nı öğrenmem de emekleri büyük…

Bilinçaltınızın en derinlerindeki inançlarınızın ardında yatan nedeni ortaya çıkarın.

“Mucize” kelimesi zihin seviyesinde hepimizin bir olduğunu söylüyor. Bu gerçeği sürekli olarak yaşamayı öğrendiğimizde korku, öfke ve suç, yerini derin bir iç huzura bırakır.

Zihniniz en değerli varlığınızdır. Her zaman sizinle birliktedir; ancak yalnızca onu kullanmayı öğrendiğinizde, en şaşırtıcı güçlerinden yararlanabilirsiniz.

Öz, ruh ve ego’dan oluşan bir varlıksınız. Ve yalnızca üç boyutla sonsuzluğu idrak edebilirsiniz.

Bedenlenmiş varlıklar olarak, algımızda mavi kürede sınırlı görünüyor. Sevindirici haber, bunun ötesine zihni açarak, geçebileceğimiz.

“Çiçek bir kez açmaya başladığında bir daha kapanmaz.”

Beyniniz tamamen aktive olduğunda, realite noktanız sürekli olarak değişir. İşte bu yüzden bir kalem ve düş sizi her yere götürebilir. Yedinci katta ve ya kainatın her hangi bir noktasında olabilirsiniz.

Güzel alıcınızdan bütün bilişin içeri girmesine izin verin…

Sevgiyle,

Yasemin Emre


Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi ve A Miracle in Course yazıyı hazırlamada kaynak oldu.

Mutluluğu Yakalamak Mümkün Mü?

Merhaba,

Gelişim dünyası derin. Diplere doğru daldığınızda, ilk kendinizle karşılaşırsınız. Yukarı yavaş yavaş çıkarken güzelliklere manzaraya dikkat edin! Çünkü sizi asıl büyütecek olan gördükleriniz. Merak etmeyin, evrelerden sonra yüzeye çıkmaktan başka bir seçeneğiniz yok.

Mutluluk, yaşam yolculuğunda olmazsa olmaz hedeflerden biri. Peki, ilişkilerde mutluluğu yakalamak mümkün mü?

Çoğu kişi hayal kırıklığına uğramamak, aradığını bulamamak, yanlış kişinin kapısını çalmak kaygısıyla yolunu ilişkilere düşürmekten korkuyor.

Bu konuda yarası olan kaç kişi var?

Yaranızın ilacını bulabildiniz mi?

Korku ve kaygılarınızla yüzleşmeyi denediniz mi?

İlk ilişkimiz doğal olarak annemizle kurduğumuz ilişkidir. Anne sevgi ve huzur verir. Gelecekteki ilişkilerimizin temelini oluşturur. Sonra, babamızla, kardeşlerimizle, yakın akrabalarla ilişki kurarız.

Birkaç yıl sonra evimizin dışında ilişkiler kurmaya başlarız. Dünyamız biraz daha genişler, eğer anne çocuğu reddederse doyurucu ilişki kurulamaz. Bunun etkileri çocuğun davranışlarında görülmeye başlar.

Aşık olduysanız, sevdiğiniz kişinin olumlu yönleri üzerinde yoğunlaşırken, onun hatalarını, zayıflıklarını görmeniz zor olur. Zamanla, çekici olmayan yönleri ortaya çıktığında, bulutlardan aşağı “pat” diye düşersiniz. Acımamıştır umarım.

Gerçeklere ve insan olmanın sınırları içine döner, eleştiri yağmuruyla, boy boy yaralar açılmaya başlar.

Hiçkimse aynı kalmıyor, yaşanan olaylar zaman içerisinde değiştirmeye başlıyor. Bu değişiklikleri fark ettiğinizde yeni bir kapı açılıyor. Bu kapıdan cesaretle giriyor olmanız, yeni yaşamı beraberinde getiriyor.

İlişkileri bitirme konusunda, uzmanlık seviyesine gelmiş birçok insan olmalı. İlişkiyi başlatma konusunda nasılsınız?

Kendinizi eğitin. Geçmişte olumsuz ne yaşadıysanız iyileştirin. Hedeflerinize yönelin.

Size saygı duyan, anlayan, gelişmenize destek olacak insanlarla dostluk kurun.

Olumlama yaparak kendini tedavi etme gibi işleri pek etkili bulmadığım için, zihni açma teknikleri, insanları, olayları daha net görebilme seviyesine gelmenizde yardımcı olacaktır.

Hiçbir ilişki sonsuza kadar sürmüyor. En uzun süren ilişki kendinizle.

“Algılanan hatalarımızdan ötürü kendimizi affetmeye başladığımızda ve hala çıkış yolumuzun olduğunun dürüst bir biçimde itiraf ettiğimizde, kendimizi ruhun en yüksek düzeyinden fiziksel alt düzeye kadar iyileştirebilmeye başlarız. Ancak o zaman kendimizi gerçekten sevebiliriz ve kabul edebiliriz.” Dr. Richard Gerber

Hatalarınızı görüp, ders alıp, öğrenerek olgunlaşın…

Sevgiyle,

Yasemin Emre


Not; Kadınım fakat tek taraflı bakmıyorum olaylara. Yazar şapkamı takarak, yazıyı hazırladım. Umarım satırları okuduktan sonra, yukarıdaki soruların kendinizde cevabını bulabilirsiniz.

Önemli olan sevgi.

Sevgi form değiştirir fakat hiç bitmez…

İnsanın Özü Nedir?

Merhaba,

Hatalarınızdan ders alacak kadar olgun mu, değilsiniz?

Sıkça karşılaştığınız kelimelerden biri “biliyorum”.

Bildiğinizi düşündüğünüz şeyleri gelin beraber tekrar gözden geçirelim.

Çeşme Devlet Hastanesi teçhizat ve doktor konusunda yeterli olmadığı için çevre hastanelere sevk işlemi gerçekleşiyor. Bir önceki yazıyı hatırlatarak hikayenin yönü biraz daha değişiyor.

Urla Devlet Hastanesi Acil Servisin de yan yatakta bir kadın daha annesini bekliyordu. Onlarda bizim gibi Çeşme Devlet Hastanesi’nden sevk edilmişti. Benzer tetkikler yapıldıktan sonra, sabah MR çekilene kadar, dinlenmeye çalıştılar. Çalıştılar diyorum, gece sabaha kadar sakin geçsede bölümün çalışan personelinin kendine göre hareketliliği vardı.

Bir de ülkenizde değilseniz, yabancı bir ülkenin sağlık koşullarını, kurallarını, insanını anlamaya çalışmak oldukça zor. Konuya yabancı bir dilde eklenince durum çıkmaza girdi.

Rus oldukları için Türkçeleri yetersizdi. İletişim kurmak için her şeyi yaptı. Bana dönüp “yardımcı olabilir misiniz” dedi.

Konumuz anlamak olunca hepimiz birbirimize yabancıyız. “Anlamak dilini” gözlemlediğim kadarıyla bilen yok!

Işıklar ve yüksek ses hastayı etkiliyor. Nörolojik bir rahatsızlık geçiriyorsa ikiye katlanıyor.

Kadın, “Sessiz kalmak, küçük hareketler yapmak neden bu kadar zor. Neden, bağırıp, yüksek sesli olunmak zorunda.

Doğanın sessizliğini dinginliğini bozan tek canlı türü insan. Gözlemci şapkamla; yaşamı, ilişkileri, iletişim dilini kadının sözlerini düşündüm. Sonra düşündüğümü düşündüm. Derindi.

Derinlikten kendimi çıkardığımda, yazmak için asıl amaç birkaç kelimeye nasıl sığabilirdi.

İfade edileni anlamak yerine kafadakileri dayatma olduğu sürece, sesli sözlü şiddet bitmeyecek. Ağaca, hayvana, kadına, erkeğe insana şiddet hiç bitmeyecek. Korku kültürü sana her şeyi yaptıracak. Yaptırıyorda…

“Gelişim Odaklı Değerler Kültüründe” ise bireyin güvende olabilmesi için diğer insanlarla saygı, sevgi, empati, halden anlama, dürüstlük gibi kavramlarla iletişim kurabiliyor olması gerekmektedir. Gelişim odaklı değerler kültürünün ana kavramı “sevgi” dir. İlişkide önemli olan makam mevki değil, o insanın özüdür.

Sen değişirsen, dünyada dünyanda değişir.

İyi bayramlar…

Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

Yasemin Emre