Yazınsal İletişim “Yayıncılık Anlayışı!”

Merhaba,

Temiz hava, bol güneş ve maviden aldığım nefesten, sonra kitaptan not aldığım, bölümle yolculuğumuza başlayalım.

Öykü, roman ve haber gibi tipik bilgi sağlama biçimlerinin tarihsel gelişimlerini okurken, konu yayıncılık anlayışına geldi. Bu konuda son bir yıldır bilgi toplamışken, paylaşılsın istedim.

Kitabın verdiği mesajlar çok olunca, hemen bitmez.Yazınsal İletişim, kitabının toprağına uzanırken, satırlarında beraber yürüyelim istedim.

“Gazete bilgileri belirsiz bilgiledir. Önceki yüzyıllarda bu bilgiler ancak bildiri, takvim veya gezgin insanlardan öğrenmek mümkündü. Belgelenebilirliğinden dolayı bilgi, bilimsel bir kategori taşımak iddiasındadır. Bilimsel kategorinin içerdiği anlam ise, yalnızca bilginin doğruluğu değil onun değerlendirilebilirliğidir. Ancak değerlendirilebilirlik her zaman doğru değildir, çünkü gazetelerin bize aktardığı birçok bilgi bizim için önemsizdir. Bunların hayatla ilgilisi yoktur.”

Sosyal Medyanın yayıncılık anlayışı olduğunu düşünenler, sosyal medyanın günümüzdeki görevi gazetecilik olabilir mi?

Herkes birer gazeteci, yayıncı, hatta yorumcu mu?

Peki, bu çerçevede aktardığınız bilgiler ışığında, yayıncılık anlayışınız nasıl?

Çektiğiniz videolar, bir konu hakkında yazılı veya görsel paylaşımlarınız ne kadar doğru?

Ne kadar güvenilir?

Yorumlarınız konuyla ilgili mi?

İnsan manzaralarına bakınca, “Siz Kimi Kandırıyorsunuz” diye yazmak gerekiyor. Gerçeklerden ne haber?

Bunun için edebiyat, bunun için araştırmacılık, yazarlık ve okuyucu olmak önemli.

Yurtdışında bir yayınevi blog yazarlarının özellikle konusu kitap olanlarla iş birliği içinde olunması gerektiğini vurguluyor. Okuduğunu başkalarıyla paylaşan kitapseverler var. En az yayıncı kadar kitapların dünyasında görev üsleniyor.

Gelecekte düşünen insanlara çok iş düşecek gibi.

Yayıncılık demişken, ülkemizdeki yayıncılık anlayışına beraber bir göz atalım.

Yazarların ve yayınlanan eserlerin durumu ortada. Kitapevlerinin özellikle bu konuda tarafsız kimliği olması gerekirken, raflarda kapağı ters çevrilmiş isimleri de görmek oldukça üzücü.

Ayrıca Erhan Çelik’in “Karanlık Çarşamba“, kitabını bulamadım. İnternetten sipariş vereceğim. Kitap polisiye rafında yerini alıyormuş. Sizce, ait olduğu kategori doğru mu?

Bir de hiç ulaşamadığımız doğru eserler var. Onları kim basmalı? Değerini ortaya kim çıkartmalı?

Çünkü geçmişte iletişimin gerçekleşen imkanlarında var olan şeyler gelecekte de olmalıdır.

İş yazarlık mesleğini öğrenip, yazmakla bitmiyor. Eserin, okuyucuyla iletişim kurmasını sağlayan basım ve yayın süreci var. Kitabın konusuyla uyum sağlayan, yayınevi bulmak oldukça güç.

“Yazınsal ya da düşünsel yaratıyı okura iletecek yayıncının da sorumluğuyla karşılaşırız. Basıp yayımlamaya çalıştığı yapıtın okur diliminde kimlerin yer alacağını önceden görebilmelidir yayıncı. Göremiyorsa okuru olmayan kitaplar basıp yayımlayacaktır. Kitapçı vitrinlerinde, sergilerinde yüzlerce, binlerce kitabın okur bekleyerek yaşlanışını biraz da buna bağlayabiliriz. Sonra okuru, kitapların kapaklarını aralamaya, bu iki kapak arasında sunulan dünyayı tanımaya çağıracak yolları da aramalıdır yayıncı.”

Okuru kitapla tanıştırma sorunu, kitapla yaşıttır nerdeyse.

Dilin Öteki Yakası’ndan Emin Özdemir‘in “İki kapak Arasında” bölümünde yayıncılık anlayışına bakışı.

D.H. Lawrence ” Kitap da bir yer altı kabuğudur, iki kapaklı. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer.” Okuru bu kapakları kaldırtacak, onu bu gizemli kovuğa sokacak en büyük güç okuma sevgisidir. Baş eksiklerimizden biri de bu sevgi değil mi?

Yayıncılık ve kitap sevgisi demişken, yakın geçmişte, Nehir Ötgür ile yaptığım söyleyişi.

Sevgili Nehir Ötgür‘e attığım mesaj hemen cevap buldu. Müsait olduğunda beni arayarak, sorularımı büyük bir açık yüreklilikle cevapladı. Bir düş insanı olarak; baş ucu kitabı, “Tanrılar Okulu”nun oluşum safhaları, Stefano D’anna ile kendi yayın evlerini açma sebeplerine dair gerçekleşen sohbet, yayıncılık hakkında bilgi sahibi olmamı sağladı. Kendisine teşekkür ederim.

“Tanrılar Okulu” kitabını halen okumayanlar, bu satır sizlere. Okuma listenizin en üstüne alın derim.

Tüm öğrendiklerim ışığında, kendi yayınımı kendim yapmaya karar vermiştim. Amatör ruhun oluşturduğu hikaye, yazı, masal ve şiir her ne varsa blog sayfamda can buldu. Bilgi genişledikçe, her şey evriliyor. Ben ve kelimelerim gibi…

Geçen gün çok sevindiğim bir şey yaşadım.

2015 yılında, 1 günlük “Yaratıcı Yazarlık Atölye Eğitimi” aldığım, cebinde, kalbinde, zihninde her ne kadar bilgisi varsa, kısacık zamana sığdıran, paylaşan Kemal Oruç, yayınevi açtı.

Hocam, küçük bir ev kazası atlatmışsınız. Geçmiş olsun. Acil şifa diliyorum.

http://www.tidayayinlari.com.tr

Tiyatro, yaratıcı drama, sinema, edebiyat ve bilim kitaplarının üretimi için kuruldu. Yukarıya adresini bırakıyorum. Ayrıca gelişiminiz için, almak, incelemek isterseniz, Tiyatro Eğitim Derneği Başkanı olan, Kemal Oruç‘un kitaplarını “tida store” dan temin edebilirsiniz.

Sanat mı, herkes için…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yayınlayan

KitapSever Blog Yazarı

“Bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde birşeyler olmalı...” Ray Bradbury

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s