HABERCİ, HALİL CİBRAN VE SAİT FAİK SON KUŞLAR

Merhaba,

Gün Hanım dün gibi hatırlıyorum. Resim sanatıyla uğraşan, güzel kalpli insan.

Her ziyaretinde elinde bir kitap ya da çocukların resimleriyle yarattıkları çalışmayla gelirdi.

O gün armağan ettiği kitabın içine çizdiği resim, benim için çok anlamlı.

Halil Cibran‘ın ikinci kitabı Haberci eserini her okuduğumda farkındalık artarken hediyenin anlamı derinleşiyor.

Meramını çizgilerle resmeden sanatçının, sözcükleri ustalıkla kullanan bir bilge kişiye dönüşmesinin de habercisidir.

Bakış açısı, geniş derin bir bilgeliğe, sıcak, yumuşak bir sevecenlik taşıyan, yine de kontrollü bir ironiye sahip güncelliğini yitirmeyen meseller.

Sen kendinin habercisisin ve diktiğin kuleler kendi dev özünün dışında yapılardır. Ve o öz de ayrı bir kapı olacak.

Ve ben de kendimin habercisiyim, çünkü gün doğarken önümde uzayan gölge öğle saatlerinde ayaklarımın altına çekilecek. Başka bir gün doğumunda başka bir gölge uzanacak önümde ve o da başka bir öğlende toplanacak.

Biz her zaman kendi habercilerimizdik ve bundan sonra da her zaman kendi habercilerimiz olacağız. Ve topladıklarımız ve toplayacaklarımızın hepsi henüz sürülmemiş tarlalara ekilecekler. Biz hem tarlalar, hem çiftçiyiz, hem toplanan, hem toplayanız.

Sen siste dolan bir arzu olduğun zamanlar ben de dolanan bir arzu olarak oradaydım. Sonra birbirimize aktık ve isteklerimizden düşler doğdu. Ve o düşler sınırsız zamandı ve ölçüsüz boşluktu.

Ve sen Yaşam’ın titreyen dudaklarında sessiz bir söz olduğun zamanlar ben de başka bir söz olarak oradaydım. Sonra Yaşam bizi söyledi ve biz dünün anıları ve yarının arzularıyla zonklayan çağlara indik, çünkü dün fethedilen ölümdü ve yarın ardına düşülen doğumdu.

Ve şimdi biz Tanrı’nın ellerindeyiz. Sen Onun elinde bir güneş ve ben sol elinde bir dünyayım. Sen hala benden daha fazla parlamıyorsun.

Ve biz, güneş ve dünya, daha büyük bir güneşin ve daha büyük bir dünyanın başlangıcıyız. Ve biz her zaman başlangıç olacağız.

Sen kendinin habercisisin, bahçemin kapısından giren yabancısın sen.

Ve ben de her ne kadar ağaçlarımın gölgesinde otursam ve hareketsiz gözüksem de, kendimin habercisiyim.

Gün‘e sonsuz sevgilerimle. Her seferinde anmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Umarım sonsuzluğa hislerim ulaşıyordur.


Dünya değişiyor dostlarım, günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”

Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?” diyen büyük yazarın; ilk kez 1952’de yayımlanan hikâye kitabı “Son Kuşlar”da bir tür düş kırıklığı hissedilir. Sait Faik, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karşısında direnen insanın yalnızlığını keşfeder.

Haritada Bir Nokta, hikayesinden yaptığım alıntı, neden yazdığımı hatırlatır bana.

Söz vermiştim kendi kendime ; Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak İçin cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

Okumasaydım delirecektim. Yazmadaydım delirecektim.


“… deli ol ve bize algının peçesinin ardındaki gizleri anlat. Hayatın amacı, bizi bu gizlere yakınlaştırmaktır; ve delilik bunun en hızlı atıdır.”

Nasıl Delirdim?

Nasıl delirdiğimi soruyorsun. Şöyle oldu: Tanrıların çoğu daha doğmadan çok uzun zaman önce bir gün, derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin –kendi yaptığım ve yedi hayatta taktığım maskelerin- çalışmış olduğunu gördüm, kalabalık sokaklarda, “Hırsızlar, hırsızlar, Tanrı’nın cezası hırsızlar,” diye bağırarak koştum.

Erkeklerle kadınlar bana güldü ve bazıları korkup evlerine kaçtı.

Ve pazar yerine vardığım zaman bir genç çatıda dikilip, “O bir deli,” diye haykırdı. Onu görmek için yukarıya baktım; güneş çıplak yüzümü öptü ve ruhum güneşe karşı sevgiyle tutuştu ve bir daha maskelerimi aramadım. Ve kendimden geçercesine haykırdım, “Şükürler olsun, maskelerimi çalan hırsızlara şükürler olsun.”

İşte böyle delirdim.

Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.

Fakat güvenliğimle çok kibirlenmeyeceğim. Zindandaki bir Hırsız bile başka bir hırsızdan güvendedir.

Yazarlar sizleri okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s