‘Anlatının Gücü’, Robert Fulford

Kendime dair süregelen bir ‘hikaye.

Merhaba,

Hergüne yeni bir kitap, paylaşımım da Anlatının Gücü, Robert Fulford, sayfa konuğum.

Anlatının gücü anlatının tarihçesini dedikodu biçiminde gelişen anlatıdan başlayarak medeniyet tarihinin yazımından gazetecilikte ki kullanımına edebiyattaki yolculuğundan elektronik anlatının yükselişine kadar kapsamlı bir çerçevede ele alarak gözler önüne seriyor Fulford yarım yüzyıllık gazetecilik ve eleştirmenlik deneyimini süzgeçten geçirerek hikâyeleri şekillendiren hayatlar ve hayatları şekillendiren hikayeler içinde okurlarına bir keşfe çıkarıyor.

Sizde bu yolculuğa hazırsanız, kitaptan aldığım notlarla satırlar arasında yürümeye başlıyoruz.

Mark Taner hikayelerin bize düşünmeyi öğrettiğini savunan bir tür öneri sunuyor. Okur Yazar Zihin adlı kitabında hikaye anlatmanın bir lüks bir eğlenceden ibaret olmadığını zekamızı geliştirmenin bir yolu olduğunu iddia ediyor. Hikayeler insan düşüncesinin yapıtaşları beynin kendini düzenleme biçimidir üniversitenin nörobilim ve bilişsel bilim bölümlerinde çalışan Turner zihnin aslında edebi olduğunu savunuyor. Gerald Edelman’ın nörobilim çalışmalarından faydalanarak birbiriyle örtüşen nöron sistemleri ya da ağları sayesinde insan zihninin düşünce ve his parçalarını bir araya getirdiğini gösteriyor. Yani kesitleri birleştiriyoruz ve birçok öğeyi yan yana getirerek bunlardan anlam çıkarıyoruz. Nöronların uyarılmasını ve bu bağlantıları yapabilmenizi sağlayan şeyse anlatıdır özellikle de diğer hikayeler de iç içe geçmiş hikayelerdir. Bildiğimiz bir hikayeyi başka bir hikaye ile karşılaştırdığımızda beynimizi çalıştıran öğeleri bir araya getiririz bu durum bizim hikaye anlatma ve dinleme ihtiyacımızı açıklıyor mu?

Yirminci Yüzyıl’ın belki en gözde gazetecisi diyebileceğimiz George Orwell anlatının kendi hayatını nasıl davetsizce girdiğini ve kontrol edemediği bir güce dönüştüğünü anlatıyordu. On yaşından yirmibeş yaşına kadar yani yazar olana dek geçen onbeş yıl boyunca içsel bir edebi idman olarak adlandırdığı şeyi uyguladı bunu ‘kendime dair süregelen bir hikaye yalnızca zihnimde yazılı bir nevi ‘günlük’ şeklinde tanımlıyor.

Arkadaşlarına ya da okuyucularını kaybetmesine sözleşmelerinin fesh edilmesine yol açacak olsa bile doğruyu söyleyen bir yazar olarak tanındı. Anlatı ile gerçeklik arasındaki uzlaşma yaratmaya çabalayan edebi gazeteciliğin onurlu atalarından biriydi. Orwell bir çok edebi muhabirlik örneğine imza attıysa da anlatının gelişimi bakımından en çok göze çarpan çalışması Wigan İskelesi Yolu’dur.

Gazetecilere genellikle kendileri hakkında yazmamaları çünkü toplumun onlarla değil yalnızca yazmaları istenen konu ile ilgilendiği söylenir. Çoğunlukla bu kurala uyulması İyi olacaktır. Fakat bunu ihlal edip büyük başarılara imza atan gazeteciler de mevcuttur.

Günümüzde gazeteciliğin geldiği nokta düşünüldüğünde, halk olarak sorguladığımız bu durumun temelinde yatan değerlerimizle harmanladığımız konu hakkındaki bilgi bizleri sadece gerçeğe götürebilmeli, diye düşünüyorum.

Hikayecilik tüm edebi sanatların anasıdır Ve okuyan herkes zaman zaman onun kalıcılığı üzerine düşünür.

Benim içinde yaşanan her andaki olay gerçek bilgiyle, hikayeye dönüşürken kalemin gücüyle yazı sanatında can buluyor.

Dakikalar içinde okuyacağınız harika bir kitap.

Herkese iyi okumalar

Yasemin Emre

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s